ŞEYH ŞABAN-I VELİ ve EFSANELER
ŞEYH ŞABAN-I VELİ ve EFSANELER Yazdır E-posta
þabaný veli


ısmin kaynağının tespiti konusunda sıkıntı yaşanmasının nedeni, şehrin ne klasik ilk çağlarda, ne de Orta Çağın ilk yarısına kadar elde bulunan yazılı eserlerde söz edilmemiş olmasındandır. Bununla birlikte şehrin içinde bulunan kaya mezarları bu yörenin çok eski çağlardan beri yerleşim yeri olarak kullanıldığını göstermektedir. (Darkot,1940:400;şahin,2001:585).


Anadolu’ya Türklerin gelmeye baÅŸlamasından sonra DaniÅŸmentliler’e Anadolu Selçukluları’na, ÇobanoÄŸulları’na, CandaroÄŸulları’na, Osmanlı ımparatorluÄŸu’na topraklarını açan yöre, Fatih Sultan Mehmet zamanından (1460) itibaren kesintisiz olarak Osmanlı topraklarına baÄŸlanmış ve sonra istila yaÅŸamamıştır. KurtuluÅŸ Savaşı’nda da iÅŸgal görmemekle birlikte, baÅŸta Konya, Ankara’dan sonra en çok ÅŸehit veren 3. ilimiz olmuÅŸtur. Yöre halkı iÅŸgale tepki göstermiÅŸ, burada pek çok miting düzenlenmiÅŸtir. Milli mücadelede gösterdiÄŸi yararlılıktan dolayı ınebolu’da Kayıkçılar Loncası ıstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiÅŸtir. (Darkot,1940:400; ÅŸahin,2001:400; www.kastamonu-ilkonuntrol.gov.tr/kastamonu.htm).
Tarihsel geçmiÅŸi zengin olan bu ÅŸehir, 21. yüzyılda bile tarihsel dokusunu koruyarak, günlük yaÅŸamını geçmiÅŸ ve gelecekle birleÅŸtirerek sürdürmektedir. Evliyalar ÅŸehri olarak da bilinen Kastamonu, geçmiÅŸin izleriyle o kadar dolu bir ÅŸehirdir ki, girdiÄŸiniz her sokak birden çok evliyanın türbesine ev sahipliÄŸi yapmaktadır. Bu nedenle de ÅŸehir, evliyaları ve bunlar üzerine anlatılan efsaneleri ile ölümü korkulacak bir olay olarak yaÅŸamamaktadır . Aksine, evliyalara gösterdiÄŸi deÄŸerle, ölümü de hayatın bir parçası olarak kabul etmekte, bu nedenle de evliyalar ÅŸehri olma sıfatını hak ettiÄŸini göstermektedir. Çalışma yeri olarak da Kastamonu’nun seçilmesi evliyalara ait türbelerin sayısının fazlalığı ve bundan yola çıkarak verilen deÄŸerin, bunlarla baÄŸlantılı yatır-ziyaret pratikleri ile inançlarının nasıl olduÄŸunun tespit edilebilecek olduÄŸunun düşünülmesindendir. Evliya kelimesi Arapça’daki “yakınlaÅŸmak, dost olmak” anlamına gelen “veli” kelimesinin çoÄŸuludur. Arapça bir kelime olduÄŸu için veli, ıslâm ülkelerinde ortak olarak kullanılmaktadır. Anadolu’da velinin çoÄŸulu olan evliya kelimesi daha yaygın olmakta ve çoÄŸunlukla tekil anlamda kullanılmaktadır
(Devellioğlu,1962:1376; Ocak,1984:3;Çağımlar,1994:27).


Velilerin yaÅŸarken gösterdikleri inanılan kerametleri gibi, ölümlerinden sonra da kerametlerinin devam edileceÄŸine, insanlara maddi ya da manevi olarak yardımcı olacağına inanılmaktadır. Veli inancı bu kadar yaygın olmakla birlikte, yaÅŸarken her veli kabul edilen, ölümünden sonra veli olma inancının sürekliliÄŸini koruyamamıştır. Velinin isminin büyüklüğü ve süreklilik göstermesi yaÅŸarken gösterdiÄŸi kerametlerin büyüklüğü ile orantılıdır. Bazı velilerin isimleri zaman içinde yaÅŸarlılığını korusa da kendi yöresiyle sınırlı kalabilmektedir. Bazı velilerin isimleri ise hem zamanları aşıp yüzlerce yıl yaÅŸarlılığını koruduÄŸu gibi, geniÅŸ bir coÄŸrafyada da bu isim bilinebilmektedir. Bu nedenle ismi yöresinde bilinen veliler “Mahalli”, geniÅŸ coÄŸrafyada bilinen veliler de “Genel” veliler olarak isimlendirilmektedirler
(Çağımlar,1994:34; Ocak,1984:13-14).


Kastamonu yöresinde yapılan araÅŸtırmada tespit edilen türbelerde yatan evliyaların büyük bir kısmı mahalli veli iken, ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli, Benli Sultan, Aşıklı Sultan, Müfessir Alaeddin Hazretleri’nin isimleri yörelerinin dışına da çıkmış genel veli özelliÄŸindedirler. ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli, Anadolu’nun “Evtâd-ı erbaası”(Dört direk) sı olarak kabul edilen Mevlana, Hacı BektaÅŸ-ı Veli, Hacı Bayram ile birlikte dördüncü büyük evliyası olduÄŸuna inanıldığından (Duran:www.hbektas.gazi.edu.tr/ozduran.htm), geniÅŸ bir coÄŸrafyada yaygın bir ünü vardır.
Bunun yanında kitle iletiÅŸim araçlarının yaygınlığı ile velinin gösterdiÄŸine inanılan kerametlerin basına yansımasıyla ışık saçan türbe olarak tanınan Müfessir Alaeddin Hazretleri Türbesi ile, geçirdiÄŸi yangına raÄŸmen bozulmadan sadece siyahlaÅŸan bedenin ayak ucu cam bir sanduka içinde görülebilen Aşıklı Sultan’ın türbesi de, geniÅŸ kitleler tarafından bilinmektedir. Yörede kimilerinin ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin kardeÅŸi, kimilerinin ise yakın dostu olarak inandığı Benli Sultan ise ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’den sonra en çok bilinen, kerametine en çok inanılan velidir.


Yöre ile ilgili yapılan yazılı kaynak ve alan araÅŸtırmasında çok sayıda türbe tespit edilmiÅŸtir. Seyyid Sünnetî Efendi, Abdal Hasan, Abdurrezzak Efendi, Abdulgafur Efendi, Abid Çelebi, Ahi ÅŸorve, Ali Asgar Efendi, Aşıklı Sultan, Bayraklı Dede, BektaÅŸoÄŸlu Safiyüddin Efendi, Benli Sultan, Cecelizâde ıbrahim Nurettin Efendi, Cününi Baba, Çevkâni Efendi, Daî Sultan, Dayı Sultan, Deli EÅŸref, Deveci Sultan, Geyikli Sultan, Gümüşlü Sultan, ÅŸeyh Ahmed Siyahî, Halife Sultan, Hamza Baba, HaraçoÄŸlu, Hasan Ünsî Hazretleri, Halil Bin Kasım , ısa Dede Efendi, ıshak Bey, Kalender Dede Efendi, Kaysü’l Hamedânî Asgar Hazretleri, KesikbaÅŸ, Kirişçi Hoca Mehmet Efendi, Kız Evliya, Maden Dede, Mecit Efendi, Mehmet Feyzi Efendi, Mehmet Zühtü Efendi, Menfi Hoca, Molla Said Efendi, Musa Fakih Efendi, Müfessir Alâeddin Hazretleri, Ömerü’l Fuadî Efendi, Nevruz Sultan, Samur Dede, Sırtlı Hoca, Sükûtî Sultan, ÅŸeyh Abdurrahman Fendi , ÅŸeyh Hacı Dede, ÅŸeyh Hafız Mehmed Efendi, ÅŸeyh Hafız Mustafa Efendi, ÅŸeyh Hayrettin Efendi, ÅŸeyh ıbrahim Efendi, ÅŸeyh ıbrahim ÅŸevki Efendi, ÅŸeyh Mehmed Efendi (Sacayaklı Sultan), ÅŸeyh Muhiddin Efendi, ÅŸeyh Mustafa (Resulzade) Efendi, ÅŸeyh Mustafa Efendi, ÅŸeyh Mustafa Efendi(Kara ÅŸeyh), Piskürizâde ÅŸeyh Mustafa Efendi, ÅŸeyh Nasuh Efendi, ÅŸeyh Osman Efendi, ÅŸeyh Said Efendi, ÅŸeyh Seyyid Ahmed Hicabî Efendi, Yılanlı Dergahı ve Abdülfettah-ı Veli, Zileli ÅŸeyh Abdurrahman Efendi (Zengin,2003:64), Hatun Sultan, Atabey Gazi, Karanlık Evliya, ÅŸeyh Hüsamettin Hazretleri, Abdal Hasan, ısmail Bey, Adil Bey (ınanç Turizmi Gezi Rehberi), Muzaffereddin Gazi, ÅŸeyh Ahmed, Vehbi Gazi, Ahi Ali Baba, Cemalettin Efendi ve KargaÅŸ Sultan, Harmankaşı, ıbn-i Neccar, Mehmet Bey, Selçuk Hanım, Süleyman Bey, Süleyman PaÅŸa ve ıbrahim Bey, Abdülcebbar, Cebrail Efendi, Dede Sultan, FerraÅŸ Sultan, Göbelekzâdeler , Hayran Efendi, KarabaÅŸ-ı Veli, Kara Mustafa PaÅŸa, Seyfi Dede, Taraklı Sultan, TopçuoÄŸlu, Ahmet Mahir Efendi, Mehmet Fevzi Efendi, Muhammed ıhsan Efendi (Çiftçi,2000:169-253).


Yüzlerce yıllık tarihsel süreç içinde Kastamonu, yukarıda isimleri geçen ya da geçemeyen sayısız evliyaya, din büyüğüne ev sahipliÄŸi yapmış ve halen de yapmaya devam etmektedir. Hemen hepsi “makam” olmayıp, “türbe” özelliÄŸinde olan bu sayısız ziyaret yerlerinin ve burada yatan velilerin hakkında aynı oranda da sayısız efsane anlatılmaktadır. Bu efsanelerden vereceÄŸimiz örnekler, Kastamonu yöresinde geçmiÅŸte de günümüzde de türbe ve veli kavramının ne kadar önemli olduÄŸunu gösterecektir. AraÅŸtırma Kastamonu yöresindeki yatır-ziyaret inancı ve bunlara baÄŸlı pratikleri inceleme esasına dayandığı ve yörenin türbe inancı ile pratiklerinin genel özelliklerini tespit etmeye yönelik olduÄŸu için, çalışmanın ana teması olan ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli hakkında anlatılan efsaneler ile Kastamonu’da ismi daha çok bilinen, daha çok ziyaret edilen ve hakkında dolayısıyla daha çok efsane anlatılan velilerden örnek efsaneler ve bu türbelerde yapılan pratikler seçilmiÅŸtir. Hakkında efsane derlenen veli dolayısıyla türbe sayısının çok olmasına yöre hakkında genel bilgi verebilmesi açısından çok olmasına dikkat edilmiÅŸtir.


Türbesi TaÅŸköprü ilçesinde bulunan Abdal Hasan ile ilgili anlatılan efsanelere göre, zamanında Sultan Beyazıt’ın bir kız çocuÄŸu olur ve bu kız 20 yaşına kadar hiç konuÅŸmaz. Kızının derdine deva bulamayan sultan, çevresindekilerin tavsiyesi üzerine kızını adamlarına teslim ederek Kastamonu’daki Abdal Hasan’a gönderir. Daha kafile köye gelmeden Abdal Hasan olaylar kendine malum olduÄŸu için, kafileyi köyün giriÅŸinde karşılar. “Kızım konuÅŸ”der. Kız ise “Selametü’l-insan, fi hıfzı’l-lisan” (ınsanın selameti dilini tutmasındadır) der. O günden sonra konuÅŸmaya baÅŸlayan sultanın kızı köyden ayrılmayarak oraya yerleÅŸir (Zengin,2003:81),(K1, K2, K3, K4).
Abdal Hasan ile ilgili anlatılan bir diÄŸer efsaneye göre, Abdal Hasan’nın yaÅŸadığı köyün halkı oldukça fakirdir. Bir gece köye hırsızlar gelerek, tek bir kuzusu olan bir adamın kuzusunu çalarlar. Çaldıkları bu kuzuyu kesip, köye yakın bir maÄŸarada piÅŸirip yemeye baÅŸlarlar. O sırada maÄŸaraya üstü başı periÅŸan bir adam gelir, kendisinin de kızaran kuzudan dan yiyip yiyemeyeceÄŸini sorar. Hırsızlar onu da aralarına alıp kızarmış kuzudan verirler. YemeÄŸe baÅŸlamadan, sonradan gelen kiÅŸi yemek bitince şükür duası etmek istediÄŸini, bunun için yemek yenirken kuzunun kemiklerini atmamalarını bir kenarda toplamalarını söyler. YemeÄŸin bitiminde, kuzunun sadece bir tarafta toplanmış kemikleri kalmıştır. MaÄŸaraya sonradan gelip yemeÄŸe katılan kiÅŸi, şükür duası eder ve “Allahım biz eksilttik sen yerine koy “ der. Birden kemikler canlanıp yeniden kuzu olur ve maÄŸaradan çıkarak doÄŸru köye gider. Bütün bunları ÅŸaÅŸkınlık ve korkuyla seyreden hırsızlar, bu kiÅŸinin yörede adı çok bilinen ermiÅŸ Abdal Hasan olduÄŸunu anlarlar. Bunun üzerine hırsızlık yapmamaya tövbe ederek, Abdal Hasan’nın elini öperek iyi insan olmaya söz verirler (Zengin,2003:81), (K1, K2, K4).
Abdal Hasan’ın türbesinin biraz yukarısında bir su vardır. Bu suya “Asa Suyu” denmektedir ki bu isim, ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin türbesindeki su için de, Benli Sultan Türbesinin bahçesindeki su için de kullanılmaktadır. Abdal Hasan’ın türbesindeki suyun, cilt hastalıklarına iyi geldiÄŸi ve çeÅŸitli rahatsızlıkları olan kiÅŸilerin bu suyla yıkandıktan sonra, rahatsızlıklarından kurtulacaklarına inanılmaktadır. Bunun yanında cinli olduÄŸuna inanılan, saralı olan, hamileyken çocuÄŸunu düşüren ya da çocuÄŸu olmayan kadınlar da bu türbeye gelerek dua etmekte ve kısa zamanda dileklerinin gerçekleÅŸtiÄŸine inanılmaktadır. Sultan Beyazıt’ın kızıyla ilgili anlatılan efsaneden yola çıkarak da konuÅŸamayan çocuklara Asa Suyu’ndan içirerek kısa zamanda konuÅŸacağına inanılmaktadır. (Zengin,2003:82),(K1, K2).


Hakkında en çok efsane anlatılan evliyalardan birisi de Aşıklı Sultan daha bilinen adıyla Yanık Evliya’dır. ÅŸehir merkezinde Püre Mahallesinde bulunan türbe haftanın her günü halka açıktır. Türbenin ortasında bulunan sandukada Aşıklı Sultan yatmaktadır (Çiftçi,2000:174).
Sandukanın ayak ucu açılıp evliyanın ayak bileğine kadar olan kısım yani aşık kemiği göründüğü için aşıklı sultan dendiği rivayet edilmektedir. Yanık evliya denmesinin nedeni ise türbenin bir yangın geçirip cesedin yanmış olmasındandır. Bugün ziyaretçilere gösterilen ayak kısmı siyah yanmış şekildedir. Türbede yatan evliyanın gerçek kimliği hakkında tarihi kaynaklarda bilgi bulunmamakla birlikte türbenin civarındaki kişiler Kastamonu Bizansın topraklarıyken, Türk topraklarına katmak isteyen akıncı komutanlarından olduğunu söylemektedirler (Özen,2000:79; Zengin,2003:82).


Kastamonu’yu fethettikten sonra 1116 da ÅŸehit olan komutanın cesedinin gömüldüğü yer zamanla türbe ÅŸekline getirilmiÅŸtir denilmektedir. Bugün bile evliyanın cesedinin bozulmamış olması ile ilgili de müslüman ÅŸehitlerin cesedinin bozulmayacağı, ÅŸehit düştüğü haliyle kıyamete kadar bedenin korunacağı inancına baÄŸlanmaktadır. Aynı ÅŸekilde Kuzkaya’da bulunan ÅŸeyh Mehmet Efendi (Sacayaklı Sultan)’nin de cesedinin bozulmadan korunduÄŸuna inanılmaktadır (K1).
Bugün Aşıklı Sultan türbesine Anadolu’nun çeÅŸitli yerlerinden ziyaretçiler gelmektedir. Cesedin bozulmamış olması ve belli bir kısmının da ziyaretçilere gösterilmesi ziyaretçi sayısını arttırmaktadır. Türbenin yanışı hakkında da kesin bir tarih bilinmemektedir.


Bir rivayete göre Cumhuriyetin ilk yıllarında (Zengin,2003:100) bir rivayete göre ise Selçuklu döneminde türbe yanmıştır (K5).
Türbenin yanmasıyla ilgili anlatılan efsanelerde tarihte ortaklık olmamakla birlikte türbenin yanışı ile ilgili anlatılan efsaneler birbirine benzerlik göstermektedir. Efsaneye göre kalbi temiz olmayan birisi gelerek türbede dua edip dilekte bulunmuÅŸtur. Bu dilek ise kiÅŸinin kalbinin kötülüğü nedeniyle yerine gelmemiÅŸtir. Bunun üzerine sinirlenen kiÅŸi eline mum alıp türbeye gelmiÅŸ “DileÄŸim olsun diye benden beklediÄŸin bir mumsa iÅŸte yakıyorum, eÄŸer söylendiÄŸi kadar büyük evliya olsaydın dileÄŸim olurdu” demiÅŸ yanan mumu türbede bırakıp gitmiÅŸtir. Bu nedenle de türbe de yangın çıkmıştır. Yangının yeni çıktığı anlarda dönemin Kastamonu valisi rüyasında Aşıklı Sultan’ı görmüştür. Evliya “YetiÅŸ vali türbem yanıyor, kalk da yangını söndür” diyerek valiyi uyarmıştır. Vali hemen uyanarak evinin penceresinden türbenin olduÄŸu yöne doÄŸru bakınca dumanların yükseldiÄŸini görmüş, hemen yangının söndürülmesi talimatını vermiÅŸ. Böylece yangına erken müdahale edildiÄŸi için türbe tamamen kül olmaktan kurtulmuÅŸ (K1, K3,K5, K6).


Bu yangın nedeniyle de evliyanın naaşında yanık izleri kalmıştır. Türbenin duvarlarında da yangının izleri hala bulunmaktadır. Naaş yanmış olmakla birlikte kül halinde değil bozulmamış şekilde sadece yangının siyahlığı naaşın üzerinde iz bırakmıştır. Beden bozulmadığı için, naaşın öldüğü zaman mumyalandığı düşünülmüş, bu nedenle çeşitli bilim adamları gelerek naaşı incelemiş ve mumya olmayıp doğal olarak naaşın korunup bozulmadığına karar vermişler. Evliyanın bugün sadece ayakları ziyaretçilere gösterilmektedir. Ama sanduka ortada olduğu için türbenin bekçisi bazen kötü niyetli kişilerin sandukanın tamamını açıp evliyanın parmağındaki yüzüğü almaya kalktıklarını belirtmiştir. Yine bekçinin belirttiğine göre evliya yüzük çıkarılmaya çalışıldığında parmağını bükmekte yüzüğün çıkmasına izin vermemektedir. (K5, K1).
Aşıklı Sultan türbesinde ziyaretçilerin gece geçirmesine, burada uyumalarına izin verilmemektedir. Bu nedenle türbe belli bir saatten sonra kapatılmaktadır. Buna rağmen birkaç yıl önce felçli bir adam gelerek evliyayı rüyasında gördüğünü ve gelip türbesinde yatarsa iyileşeceğini söylemiştir. Bu nedenle de türbede gece uyumak istediğini belirtmiştir. Bunun yasak olduğu ne kadar söylense de felçli kişi çok ısrar edince kalmasına izin verilmiş ama sabah namazı okunurken gitmesi istenmiş. Felçli kişi çok ısrar edip, evliyanın kendisini çağırdığını onun ısrarla yatmasını istediğini söylemesi bekçiyi de etkilemiş, bir yandan yasak olması bir yandan evliyayı kızdırma korkusu bekçiyi çelişkide bıraksa da birkaç saatliğine izin vermiş ama o geceyi bekçi de evinde sıkıntıyla geçirmiş. Sabah namazıyla beraber türbeye giden bekçi gece felç bıraktığı adamın biraz daha iyileşmiş olduğunu fark etmiş. Bu olaydan kısa bir süre sonra tekrar türbeyi ziyarete gelen felçli adamın tamamen sağlığına kavuştuğunu görmüş (K5).


Türbenin civarındaki evlerde yaşayan kişiler kendilerini çok güvende hissettiklerini söylemektedirler. Evliyanın o mahallede hırsız, uğursuz barındırmayacağını, hırsızlığa gelen kişinin çaldığı eşyayı mahalleden çıkaramayacağını mutlaka düşürüp gideceğine inanılmaktadır. Bunun örneklerinin çok yaşandığını belirtmektedirler. Sokak başlarında bez içinde sarılı altınların bulunduğu, içi para dolu cüzdanların bulunduğu bu altın ve paranın aynı gün sahibine ulaştırıldığı söylenmektedir. Özellikle türbenin olduğu sokakta yaşayan kişiler sokakta bulunan evlerin bereketli olduğunu kimsenin para sıkıntısı çekmediğini söylemektedirler. Üstelik mahalleye kiracı olarak gelen kişilerin kısa zamanda ev sahibi olduklarını da söylemektedirler. Mahallede sarhoş, kavgacı, huzursuz, kötü ahlaklı kişilerin barınmadığını, bu karakterdeki kişilerin başlarının sıkıntıdan kurtulmayıp sonunda mahalleyi terk edip gittiklerini belirtmektedirler (K5, türbenin yakınında oturan kişiler).


Hakkında en çok efsane bulunan velilerden biri de Kastamonu merkezine 27 km. uzaklıkta Ilgaz Dağı’nın eteklerinde türbesi bulunan Benli Sultan hakkındadır. Asıl adı Muhyiddin olan ve 15. yüzyılda yaÅŸadığı söylenmektedir (Çiftçi,2000:172).

Hayatı hakkında yazılı çok az kaynak bulunmaktadır. Bu kaynaklara dayanarak ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin dostu olduÄŸu söylenmektedir. Halkın dini ve tasavvufi bakımdan eÄŸitilmesinde önemli katkılarının olduÄŸu ve Kanuni döneminin önemli vaizlerinden Kastamonulu ÅŸeyh Muharrem Efendi’nin Benli Sultan’ın öğrencisi olduÄŸu yine bu kaynaklarda belirtilmektedir. Efsaneye göre, Benli Sultan ÅŸimdi türbenin bulunduÄŸu y ere gelmiÅŸ büyük bir aÄŸacın kovuÄŸunda inzivaya çekilmiÅŸtir. Bu inziva sırasında vahÅŸi hayvanlarla baÄŸ kurmuÅŸ onların dilinden anlamıştır. (Çiftçi,2000:50).


Hatta evliyanın bugünkü türbesinin yapımında ilk yardımcı olanlar evliyanın dostluk kurduğu geyikler olmuştur (K6, K7, K8).

Anlatılan bir efsane göre türbenin yapımı sırasında geyikler evliyaya yardım ederken köyün öküzleri geyikleri kovalamış onlara zarar vermiÅŸtir. Köy halkı da bunu görmesine raÄŸmen öküzlerin zarar vermesine engel olmamışlardır. Bunun üzerine evliya da beddua ederek “Öküzünüz çift olmasın” demiÅŸtir. ınanışa göre o günden sonra türbenin bulunduÄŸu köyde kimsenin iki tane öküzü olmamıştır. Bir öküzü varken diÄŸerini alan kiÅŸinin öküzünden birisi mutlaka ölmüştür. Yüzlerce yıl önce yapılan bedduanın etkisinin bugün de sürdüğüne inanılmaktadır (K1, K3, K6). Bu gün türbenin yanındaki görkemli aÄŸacın evliyanın inzivaya çekildiÄŸi aÄŸaç olduÄŸuna inanılmaktadır.
Yine inanışa göre Benli Sultan bir gün atıya dolaşırken ağacın yanına gelmiş, ağaç evliyaya saygısından yere eğilmiş evliya da atıyla ağacın üzerinde dolaşmıştır. Bu nedenle bugün bile ağacın gövdesinde at nallarının izinin bulunduğuna inanılmaktadır (K6, K7, K8, K9).


Evliyanın Benli Sultan olarak anılmasının nedeni, yüzündeki büyük bir ben nedeniyle olduğuna inanılmaktadır (K6). Türbenin şehir merkezinde olmamasına rağmen Kastamonu halkı tarafından yaygın bir şekilde tanınan evliya hakkında sayısız da efsane anlatılmaktadır.


Bu efsanelerin bazılarında Benli Sultan, ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin kardeÅŸi olarak anlatılmaktadır. ÅŸeyh ÅŸaban Veli’nin 7 kardeÅŸi vardır. Bu kardeÅŸlerin her biri deÄŸiÅŸik köylere giderek buralarda Hak yolunu anlatacaklardır. Benli Sultan da bugün türbesinin bulunduÄŸu köye yakın daÄŸda yaÅŸamaktadır. Bir gün mendiline kar koyarak kardeÅŸi ÅŸeyh ÅŸaban-ı ziyarete ÅŸehire gelir. KardeÅŸinin yanına geldiÄŸinde kunduracılık yapan kardeÅŸinin bir kadının ayak ölçüsünü aldığını ve bu sırada da kadının topuÄŸunun göründüğünü fark eder. Bunun üzerine mendildeki kar eriyip damlamaya baÅŸlar. ÅŸeyh ÅŸaban mendilden damlayan karı görünce “KardeÅŸ daÄŸda insan yüzü görmeden evliya olmak kolay, zor olan kalabalığın içinde eriÅŸmek” der. Bunun üzerine çok utanan Benli Sultan yaÅŸadığı daÄŸa tekrar döner ve bir daha ÅŸehire inmez (K7, K8).
Benli Sultan türbesinin yanında bulunan suya da “Asa Suyu” denmektedir. ınanışa göre, evliya bir gün asasını yere vurmuÅŸ ve bu su yerden kaynamaya baÅŸlamıştır. Bu nedenle bu suyun ÅŸifalı olduÄŸuna inanılmaktadır. Bununla ilgili anlatılan bir efsane şöyledir; kadının birinin 5 kızı olmuÅŸtur ve kocası da kendisi de erkek çocuk istemektedirler. Bir gün kadın rüyasında Benli Sultan’ı görür. Evliya bir oÄŸlunun olacağını müjdeler. OÄŸlu olduktan sonra türbede kurban kesmesini söyler. Bu rüyanın üzerinden çok geçmeden kadın hamile olduÄŸunu anlar. DoÄŸan çocuk da erkek olur. Çocuk doÄŸduÄŸu zaman kadının ekonomik durumu çok iyi olmadığından ve o yıllarda da ulaşım bu kadar rahat olmadığından kadın Benli Sultan’ın türbesine giderek kurban kesemez ama rüyasında söz verdiÄŸi kurbanı kendi köyünde keser. Aradan zaman geçip çocuk 7 yaşına gelince, çocukta romatizma rahatsızlığı olur. Bu rahatsızlıktan dolayı da bir süre sonra yürüyememeye baÅŸlar. Ne kadar doktora götürürlerse de çocukta iyileÅŸme görülmez. Yine bir gün kadın Benli Sultan’ı rüyasında görür. Rüyada evliya kadına "Ben sana kurbanı benim türbemde kesmeni söylemiÅŸtim sen kesmedin. ÅŸimdi kurbanı alıp burada kes de çocuÄŸun iyileÅŸsin"  der. Bu rüya üzerine kurban alınıp, çocukla beraber öküz arabasına binilerek Benli Sultan’ın türbesine gidilir. Yolda giderken kurban ellerinden kaçar. Kadın çaresizlik içindedir. AÄŸlayarak türbeye ulaÅŸtığında kurbanın türbede olduÄŸunu görür. Hemen orada kurban olarak getirilen koç kesilir ve fakirlere dağıtılır. Çocuk da orada akan Asa Suyu ile yıkanır. Bu olayı anlatan bugün orta yaşın üzerinde bulunan çocuÄŸun kendisidir. “Çocuktum ama çok iyi hatırlıyorum. Çevredekiler suyun çok soÄŸuk olduÄŸunu zatüre olacağımı annemin yıkamamasını söylediler. Annem Benli Sultan’a çok inandığı için bir ÅŸey olmaz diyerek beni yıkadı. O buz gibi dedikleri su bana ateÅŸ gibi geliyordu. DeÄŸil üşümek ben o suda yanarak yıkandım. Bir süre sonra da zaten ne romatizma kaldı ne aÄŸrılar. O günden sonra uygun olan zamanlarda mümkünse yılda bir defa bu ziyarette Allah rızası için koç kesip dağıtmaya çalışırım” ÅŸeklinde anlatmaktadır.(K6, K7).

Benli Sultan türbesindeki Asa Suyu ile ilgili bir inanca göre, çocuÄŸu olmayan çiftler bu suyla yıkanırlarsa kısa bir süre sonra çocuklarının olacağına inanılmaktadır. Bunun için karı koca türbeye gelip namaz kılıp dua etmekte, türbenin yanındaki aÄŸacın altında buradan akan suyla yıkanmakta ve Allah’tan çocuk sahibi olmayı dilemektedirler. Bu yıkanma, tamamen soyunarak yapılan bir yıkanma deÄŸil, mevsimin izin verdiÄŸi ölçüde ıslanılarak bir nevi sembolik yıkanma ÅŸeklindedir (K6).
Kastamonu yöresinin ormanlık olması, bu nedenle de geyiklerin bol olması yukarıda anlatılan Benli Sultan türbesinin yapımında geyiklerin de yardımcı olmaları konusunda efsanelerin anlatılmasına neden olduÄŸu gibi, Geyikli Köyü’de bulunan Geyikli Sultan türbesinin yapımının da geyikler tarafından yapıldığına inanılmaktadır.
Anlatılan efsaneye göre ÅŸu anda türbede yatan ÅŸeyh Efendi, Akkaya Köyü’ne cami yaptırmak için halktan yardım ister. Ekonomik durumunu gerekçe gösteren halk yardıma yanaÅŸmaz. Bunun üzerine caminin yapımında geyikler odun taşıyarak ÅŸeyhe yardımcı olurlar. O günden sonra ÅŸeyhin adı Geyikli Sultan olarak anılır, caminin yapıldığı köye de Geyikli Köyü denir (Zengin,2003:118; Özen,2000:79), (K10)


Hakkında efsane anlatıldığı kadar, yaÅŸanan olaÄŸanüstü olayların çeÅŸitli ÅŸekillerde belgelendiÄŸi türbelerden birisi de ÅŸehir merkezinde Püre Mahallesinde bulunan Müfessir Alaeddin Hazretleridir. Hicri 665-747 yıllarında yaÅŸamış, döneminin önemli alimlerinden olduÄŸu kaynaklarda geçmektedir. Kur’an-ı Kerim’i elle yazıp tefsir etmiÅŸ, çok sayıda öğrencisine de Kur’an-ı Kerim dersi vermiÅŸtir (Çiftçi,2000:218,181).


Hakkında anlatılan efsanelerden en bilineni de evliyanın Kur’an-ı Kerim öğretmesi üzerinedir. Efsaneye göre bir öğrencisine Kur’an-ı Kerim dersi verirken, tamamlayamadan vefat etmiÅŸtir. Vefatından öğrencisine rüyasında her gece kabrine gelmesini söylemiÅŸtir. Bunun üzerine öğrenci her gece evliyanın kabrine gitmiÅŸ, evliya da yarım kalan dersinin tamamlatıp öğrenciye Kur’an-ı Kerimi öğretmiÅŸtir (K5)(Türbenin duvarındaki asılı panoda da yazmaktadır).


Aynı efsane baÅŸka bir varyasyonla yazılı bir kaynakta ÅŸu ÅŸekilde anlatılmaktadır :”Talebesine tefsir dersleri verirken vefat etmesi üzerine, defnedildiÄŸi günün gecesi, öğrencilerinin ayrı ayrı hepsinin rüyasına girerek mezarının başına gelip orada derslerine devam etmelerini tembihler. Ertesi sabahtan itibaren mezarın başında toplanan talebeler, aynen hayatta imiÅŸ gibi hocalarının sesini duyarak tefsirin kalan kısmının tamamlayıncaya kadar her gün derslere devam ederler. Bir gün talebelerin ciddiyetten uzaklaÅŸtıkları esnada –benim saÄŸlığımda olduÄŸu gibi yine aynen ciddiyetinizi muhafaza edeceksiniz!-diyerek onları ikaz etmiÅŸtir (Çiftçi,2000:187-188).


Türbe hakkında anlatılan bir önemli efsane de pek çok kişinin şahit olduğu türbenin yıkılarak üzerinden yol geçirilme çalışmaları sırasında yaşanan olaylarla ilgilidir. Belediye yol çalışmaları yaparken, plana göre türbenin bulunduğu yerden yol geçecektir. Bunun için dozerler gelerek türbenin yıkımına başlanır. Fakat dozerler çalışmaz. Bütün gayretlere rağmen dozerler çalışmayınca mahalle sakinleri ve belediye işçilere türbenin yıkımına kazma ve kürekle yapmaya karar verirler. Fakat kim toprağa kazmayı küreği sokarsa onun aleti kırılır elinde kalır. şaşkınlık içindeki mahalleli ve işçiler çalışmaya devam ederken türbenin içinden ışıklar çıkmaya başlar. Korkan ahali çalışmayı bırakır. O günden sonra türbenin yerinde kalmasına karar verilir ve türbe onarılarak bugünkü görünümüne getirilir. Türbede görülen ışıkla ilgili anlatılan bir başka efsanede de, türbenin kötü niyetli kişilere kendini göstermediği üzerinedir.
Bu efsaneye göre, bir gün türbeye kalbinde iyi niyet olmayan kişiler gelir. Bunların dini inancı da zayıftır. Gelen kişilerin kötü niyetli olmaları evliyayı rahatsız eder. Birkaç kişi olan bu kişiler türbenin önündeki terastan Kastamonu şehrine bakarken arkalarına döndüklerinde türbenin yerinde olmadığını, boş bir arsa olduğunu görürler. şaşkınlık ve korku içinde yüzlerini tekrar şehire dönüp bir süre öyle durduktan sonra tekrar türbenin olduğu yere baktıklarında bu defa türbenin bulunduğu yerde mum alevi şeklinde bir ışığın olduğunu ama yine türbenin olmadığını görürler. Bunun üzerine büyük bir korkuyla türbeyi kaçarak terk ederler. Türbenin etrafında ışık yanmasının o zamandan itibaren olduğuna inananlar vardır (K8).


Bu olayların duyulmasından sonra, türbeyi ve ışıkları merak eden araÅŸtırmacılar 1981 yılında türbeye gelirler. Bu konuda gazetelerde de çıkan haberlere göre, gece türbenin fotoÄŸrafı çekildiÄŸinde etrafında “Nur” denilen bir ışık halesinin bulunduÄŸu görülmüştür. Çalışmalar sürdürüldükçe türbenin yanında poz veren kiÅŸilerin fotoÄŸraflarının da ilginç bir görüntü oluÅŸturduÄŸu ya etraflarında ışık halesinin olduÄŸu ya da bedenlerinin bir kısmının karanlıkta kaldığı tespit edilmiÅŸtir. Bilimsel olarak bir açıklaması bulunamayan bu durum türbenin Türkiye çapında da tanınmasını saÄŸlamıştır (K5, K11, K12, K13, K14) (Türbenin duvarındaki asılı panoda da yazmaktadır).

ÅŸehir merkezindeki KırkçeÅŸme Mahallesinde bulunan ÅŸeyh Mustafa (Resülzade) Efendi ile ilgili anlatılan efsanede ise, evliyaların ilerde keramet gösterecek kiÅŸilere çocuk yaÅŸta göründükleri ve onlarla birlikte oldukları inancı vardır. Efsaneye göre yörenin bilinen evliyalarından olan Ahmet Hicabî Efendi çocukluÄŸunda peygamber soyundan gelen Seyyid ÅŸeyh Mustafa Efendi’nin türbesinin etrafında oynarken kimi zaman ortadan kaybolurmuÅŸ. Büyüdüğünde ona oyun oynarken ortadan neden kaybolduÄŸu, nereye gittiÄŸi sorulduÄŸunda Ahmed Hîcabi, ÅŸeyh Mustafa’nın türbesinin bulunduÄŸu yerin türbe olduÄŸunu bilmediÄŸini, orada oynarken o evde (ev zannetmekteymiÅŸ) oturanların onu çağırıp sevip okÅŸadıklarını, sohbet ettiklerini ve sonra dışarı gönderdiklerini söylemiÅŸtir (K1). Bugün de alkolik olan kiÅŸiler bu alışkanlıklarından kurtulmak için türbeye gelip dua etmektedirler. Kimi zaman da alkolik olan kiÅŸilerin aileleri bu kiÅŸileri sarhoÅŸken buraya getirmekte ayılıncaya kadar beklemektedirler. Böylece alkol alışkanlığından kurtulunacağına inanılmaktadır. (Zengin,2003:173).


Yaşı büyük olduÄŸu halde gece yataÄŸa çiÅŸini kaçıran çocukların getirildiÄŸi “ÇiÅŸ Türbesi” de ÅŸehir merkezinde bulunmaktadır. Türbenin yakınında oturan kiÅŸiler “ÇiÅŸ Türbesi” ismini kabul etmemektedirler. Buna raÄŸmen çocukları yataÄŸa çiÅŸ yapan kadınlar özellikle gece gelerek çocuklarını bu türbenin duvarına iÅŸetmekte, dua ederek de çocuklarının bu kötü rahatsızlıktan kurtulmasını dilemektedirler . ÇiÅŸ Türbesi denmesinin nedeni ise burada gömülmüş bulunan evliyanın ÇeÅŸtiyye ya da Çıştiyye adlı bir tarikatın üyesi olmasındandır. Zaman içerisinde tarikatın ismi bozulmuÅŸ bir söyleyiÅŸe dönüştürülüp çiÅŸ ÅŸeklinde telaffuz edilince türbenin de hakkında oluÅŸturulan efsaneler ve buna baÄŸlı inançlar yataÄŸa çiÅŸ yapan çocuklar üzerine olmuÅŸtur (Çiftçi,2000:186),(K6).


şehir merkezinde ıbn-i Neccar Mahallesinde kendi adıyla anılan Karanlık Evliya Sokağında bulunan Karanlık Evliya Türbesi mimari olarak ilginç bir özellik göstermektedir. Kesme taştan sekiz köşeli ve iki katlı olan türbenin giriş katında sanduka bulunmaktadır. Bu evliya ile ilgili efsaneler ise isminin üzerinedir.
Bir efsaneye göre evliya hayattayken kalabalık içine karışmaz, yüzünü kimseye göstermezmiş. Cuma günleri namaz kıldıracağı zaman da camiye yüzünde siyah bir örtü ile gelir namazı öyle kıldırırmış. Yüzündeki siyah örtüden dolayı Karanlık Evliya dendiğine inanılmaktadır. ısimle ilgili bir başka inanış da türbenin taş yapısının siyah oluşundandır. Çevre sakinlerinin söylediklerine, binanın yüzeyindeki siyahlıklara göre türbe zamanında bir yangın geçirmiş, taş bina olduğu için türbe yanmamış ama taşları alevlerden dolayı kararmış. Bu nedenle de burada yatan evliyaya Karanlık Evliya denmiş. Bir başka inanışa göre de ışık alacak penceresi olmadığı için içerisinin karanlık olmasından dolayı bu ismin türbeye verilmiş olduğudur (Çiftçi,2000:..186).Hakkında yazılı kaynaklarda bilgi bulunmayan evliyanın mahalle halkını her türlü kötülükten koruduğuna inanılmaktadır (Zengin,2003:220),(K17)


ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli Hazretlerinin postnîşînleri ile ilgili anlatılan efsaneler de yörede oldukça fazladır. ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli Hazretlerinin vefatından sonra posta oturan ilk kiÅŸi ÅŸeyh Osman Efendi olmuÅŸtur. ÅŸeyh Osman Efendi ölümünden kırk gün önce öleceÄŸini çevresine duyurmuÅŸ ve erbaine girmiÅŸtir. Hatta ölümünden sonra gömüleceÄŸi yeri bile söylemiÅŸtir. ınanışa göre ÅŸeyh Osman Efendi söylediÄŸi gibi kırk gün sonra vefat etmiÅŸ ve yine söylediÄŸi gibi ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli türbesinin kuzey tarafına defnedilmiÅŸtir (DemircioÄŸlu,2002:11). ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin ikinci postniÅŸi ÅŸeyh Hayrettin Efendi olmuÅŸtur. Onunla ilgili anlatılan efsane göre de, ÅŸeyh Hayrettin Efendi ÅŸeyhlik payesini alıp Amasya’ya irÅŸat göreviyle gitmeden önce esnaf olan oÄŸluna bir kese bırakmıştır. Bırakırken de, bu kesenin bereketli olduÄŸunu içindeki paranın asla tükenmeyeceÄŸini ama bunun için kesenin içindeki paranın sayılmaması ve asla kimseye söylenmemesi gerektiÄŸini belirtmiÅŸtir. Keseden para harcayıp da tükenmediÄŸini gören oÄŸul bir süre sonra babasının yakın bir arkadaşına bu durumu anlatmıştır. Babasının arkadaşı da, bunu duyunca babası da söylediÄŸi için kızmıştır. Ama o günden sonra kesenin eski bereketi kalmamıştır. Yine anlatılan ve inanılan bir efsaneye göre ilk postniÅŸ ÅŸeyh Osman Efendi’nin vefatından iki gün önce, ÅŸeyh Hayrettin Efendi’nin oÄŸlunun yanına bir derviÅŸ gelerek, Osman Efendi’nin iki gün içinde vefat edeceÄŸini, babasının posta oturacağını hayırlı olmasını ve babasının kendilerini duadan eksik etmemesini söylemesini ister. Efsaneye göre bu olaydan iki gün sonra Osman Efendi vefat etmiÅŸ, Amasya’da bulunan ÅŸeyh Hayrettin Efendi Kastamonu’ya gelerek postniÅŸ olmuÅŸtur. Hayrettin Efendi’nin oÄŸlu babasına derviÅŸten ve yaÅŸadıklarından bahsedince o kiÅŸinin erenlerden olduÄŸunu ve kendisini sevindirmek için bunları söylediÄŸini belirtmiÅŸtir.(DemircioÄŸlu,2002:13),(K3, K4).


ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli Hazretlerinin postniÅŸinlerinden olan ÅŸeyh Muhiddin Efendi ile ilgili anlatılan efsane göre de, Bolu’da Muhiddin Efendi’nin dostlarından birisi hastalanmıştır. Çevresinde toplanmış olan yakınlarına “Ben ölüyorum. Benim cenazemi ÅŸeyh Muhiddin Efendi’nin yıkayıp, namazımı da onun kıldırmasını istiyorum. Cenazemin de bahçe kapısından deÄŸil, bahçenin duvarının yıkılarak çıkartılmasını istiyorum” demiÅŸ. Kastamonu’da bulunan ÅŸeyh Muhiddin Efendi’nin vefatı duyması ve Bolu’ya gelmesinin çok uzun süreceÄŸini hatta böyle bir vasiyetin yerine getirilmesinin olanaksız olduÄŸunu düşünen hastanın yakınları bunu hastaya söylememiÅŸler. Birkaç gün sonra hasta vefat etmiÅŸ. Vefattan birkaç saat sonra da ÅŸeyh Muhiddin Efendi ve arkadaÅŸları kalabalık bir grup olarak cenaze evine gelmiÅŸler, üstelik kalabalık geldikleri için de bahçe kapısından deÄŸil, bahçe duvarını yıkarak girmiÅŸler. Orada bulunanlar vasiyetin yerine geldiÄŸini hayret ve saygı içinde karşılarken hem ölen kiÅŸinin hem de vefatın ayan olduÄŸu ÅŸeyh Muhiddin Efendi’nin kerametinin büyüklüğüne inanmışlar (DemircioÄŸlu,2002:16), (K15).


şeyh şaban-ı Veli Hazretlerinin 7. postnişi olan şeyh Mustafa Çelebi Efendi ile ilgili anlatılan efsanelere göre ise, şeyhin ilminin ve kerametinin çok yüksek olduğuna inanılmaktadır. şeyh ruhi hastalıkların tedavisini dua ve sohbet ile yapmakta, buraya bu rahatsızlıktan dolayı gelen kişiler şifa bularak ayrılmaktadırlar. Bu inanıştan dolayı şeyhin yaşadığı ve postnişlik yaptığı dönemlerde tekke bir doktor muayenehanesi gibi hastalarla dolup taştığı söylenmektedir (Demircioğlu,2002:28),(K15).

şeyh şaban-ı Veli Hazretlerinin 13. postnişi olan şeyh Hafız Mustafa Efendi ile ilgili anlatılan efsanelere göre şeyh olmadan olacakları görmekte ve ona göre davranmaktadır.

Bir efsaneye göre, Yusufu Bahri Hazretleri sohbet etmek ve kafasında bulunan bazı soruların cevabını bulmak için ÅŸeyh Hafız Mustafa Efendi’nin yanına ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli dergahına gelir. GeldiÄŸinde ÅŸeyhi elinde kağıt kalem birÅŸeyler yazarken görür. Sonradan anlar ki yazılan yazılar Yusufu Bahri Hazretlerinin kafasındaki soruların cevaplarıdır. Bunu gören Yusuf-u Bahri Hazretleri, ÅŸeyh Hafız Mustafa Efendi’nin kerametinin büyüklüğünü anlamış, ÅŸeyhin elini öperek onun derviÅŸi olmuÅŸ.
Bir baÅŸka efsaneye göre de ÅŸeyh vefat ettikten sonra cenazesini ÅŸeyh hakkında ileri geri konuÅŸan ama vaktin uleması olduÄŸu için cenazenin yıkanma iÅŸi ona verilen AÄŸaimareti Müderrisi Arap Hoca Efendi yapmaktadır. Çadırda cenaze yıkanırken, herkesin çadırdan çıkıp ÅŸeyh Hafız Mustafa Efendi’nin naaşı ve Arap Hoca Efendi kaldığı bir anda ÅŸeyh, hocanın bileÄŸinin ÅŸiddetle tutar. BileÄŸini naaşın elinden zor kurtaran hoca korkuyla çadırdan çıkıp ÅŸeyhin oÄŸluna “Babanız ölmemiÅŸ, girip bakın” demesi üzerine çadıra giren oÄŸul babasının ölü olduÄŸunu görür. Bunun üzerine babasının kerametlerini bilen oÄŸul, hocaya “Babam vefat etmiÅŸ ama az önce yaÅŸadıklarınız babam hayatta iken onunla ilgili söylediÄŸiniz kötü sözler için babamın size verdiÄŸi bir iÅŸarettir” demiÅŸtir. Bu olaydan sonra Arap Hoca Efendi daha önce söyledikleri için tövbe etmiÅŸtir. (DemircioÄŸlu,2002:32-33), (K15, K16).


Kastamonu merkezinde Musa Fakih Mahallesi, Gümüşlüce Caddesinde bulunan ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin hayatı ve türbesinin yapılış tarihi ile ilgili çeÅŸitli efsaneler ve inançlar bulunmaktadır. Kimi kaynakta türbe 1490-1500 (www.kastamonu.gov.tr), kimi kaynakta 1611 (Kebapçı,www.geocities.com/ugurkebapci/Kastamonu/hzpir.), kimi kaynakta 1575 (www.karadenizfm.com/html/il_kastamonu.htm), kimi kaynaÄŸa göre de türbenin ilk banisi Seyyid Sünneti Efendi 1490-1500 yıllarında vefat ettiÄŸine göre bu tarihten önce yapılmıştır diye geçmektedir (Çiftçi,2000:37).


ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin türbesi 1902 tarihinde harap olduÄŸundan yıktırılmış ve Mahmut PaÅŸa tarafından yeniden inÅŸa edilmiÅŸtir (DemircioÄŸlu,2002:7). Türbede yatan ve yörenin olduÄŸu kadar Anadolu’nun Mevlana, Hacı BektaÅŸ-ı Veli, Hacı Bayram dördüncü büyük evliyası kabul edilen ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin doÄŸum tarihi de kesin olarak bilinmektedir (Duran, www.hbaktas.gazi.edu.tr/uzduran.htm). 1470 li yılların başında Kastamonu’nun Hanönü ılçesine baÄŸlı Çukurcayı Köyü’de doÄŸduÄŸu tahmin edilmektedir (Zengin,2003:65). ÇoÄŸu kaynaklarda da ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin doÄŸum yeri olarak Kastamonu ilinin TaÅŸköprü ilçe merkezindeki Harmancık Mahallesi Çiftehacılar Sokağı geçmektedir (Çiftçi,2002:94;).


ÅŸeyh ÅŸaban dünyaya gelmeden önce babasını, üç yaşında da annesini kaybettikten sonra, kimi kaynaklarda bir yakını, kimi kaynaklarda da hiçbir kan bağı olmayan hayırsever bir kadın tarafından evlat edinilmiÅŸtir. ÅŸeyh ÅŸaban ilk öğrenimini doÄŸduÄŸu mahallenin okulunda Kuranı Kerim öğrenerek yapmıştır. Sonra eÄŸitimine Kastamonu’da devam etmiÅŸtir. Burada da eÄŸitimini tamamladıktan sonra ıstanbul’a gitmiÅŸ Fatih civarındaki bir medresede dokuz yıl eÄŸitimini sürdürmüştür. ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli eÄŸitimini sürdürürken Eyüp Camisi’nde de kürsü ÅŸeyhliÄŸi yapmıştır. ıslami bilimde hocaları tarafından yeterliliÄŸi onaylandığından ilmini yayması için icazetnamesi verilmiÅŸtir. Hocaları tarafından bilimde yeterli görülmesine, uzun yıllar zahiri ve batını ilimlerle uÄŸraÅŸmasına raÄŸmen ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli içinde bir eksiklik duymakta, kendinin Bolu’da bulunan Hayreddin Tokadî isimli ününü duyduÄŸu bir mürÅŸide yönlendirildiÄŸini hissetmektedir. Bir gece rüyasında gaipten “Memleketinize sıla yapınız” hitabını iÅŸitir. Bunun üzerine bir grup arkadaşıyla Kastamonu’ya doÄŸru yola çıkar. Bir akÅŸam Bolu’ya ulaşır. Hayrettin Tokadî’nin dergahının yanında konaklar. ArkadaÅŸlarının ısrarıyla dergahtaki zikire katılır. O zikirden sonra sabaha kadar dergahtan ayrılmaz ve sabah Hayrettin Tokadî’nin huzuruna çıkarak bîat eder. ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli Tokadî’nin yanında on iki yıl kalarak ÅŸeyhin hizmetinde bulunur. Pek çok aÅŸamaları geçerek hilafetle 1530-1531 tarihinde Kastamonu’ya gönderilir. Önce ÅŸeyh Sünneti Efendi Mescidi’ne yakın Cemalettin Camisinin avlusuna yerleÅŸmiÅŸ, sonra ÅŸeyh Sünneti Efendi Mescidinde halvete girerek kırk gün ibadet etmiÅŸtir. Halk ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin büyük bir insan olduÄŸunu anlamaya baÅŸlayınca onu Honsalar (Hünsalar) Camisinin içinde bir odaya yerleÅŸtirmiÅŸlerdir.


Zaman içinde çıkan bir yangında bu cami de etkilenince, ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli vefatına kadar kalacağı sonradan türbesinin bulunacağı ÅŸeyh Sünneti Efendi dergahına yerleÅŸmiÅŸ, burada halkı zahiri ve batını bilimle aydınlatan sohbetler yapmış, öğrenci yetiÅŸtirmiÅŸ rivayete göre Anadolu’nun deÄŸiÅŸik yerlerine 360 tane ÅŸeyhlik verdiÄŸi öğrenci göndermiÅŸtir. Yedi yıl dünya yüzü görmeden halvette kalıp, ibadet ederek evliyalık mertebesine ulaÅŸmıştır. 4 Mayıs 1569 tarihinde vefat etmiÅŸtir. ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli, Halvetî tarikatının, Cemâliye ÅŸubesinin, ÅŸabanîye kolunun kurucusu olduÄŸu için de “Pîr” olarak da anılmaktadır. ÅŸabanîlik, Anadolu’da yaygınlık kazanmış olmakla birlikte, özellikle ıstanbul’da büyük ilgi görmüştür. Halveti tarikatının ıstanbul’da kurmuÅŸ olduÄŸu yetmiÅŸe yakın tekkenin yirmi beÅŸe yakının ÅŸabanîye koluna ait olması, bu ÅŸubenin etkisini göstermektedir. (Çiftçi,2002:94;Çiftçi,2000:16 9;DemircioÄŸlu,2002:16;Özen,2000:79;Zengin,2003:173).


şeyh şaban-ı Veli hakkında sınırsız sayıda efsane anlatılmaktadır. Anlatılan bu efsanelerden bazılarını şunlardır :
Efsane 1: Küçük yaÅŸta anne ve babasını kaybeden ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’yi hayırsever bir kadın yanına alarak evlat edinmiÅŸ onun eÄŸitimiyle ilgilenmiÅŸtir. Mahalle mektebinden sonra ıstanbul’a eÄŸitime giden ÅŸeyh ÅŸaban burada iyi bir medrese eÄŸitimi görür. Buna raÄŸmen büyük bir arayış içindedir ve bu arayış sırasında bir gün rüyasında “Sılaya dön, kurtuluÅŸ oradadır” diyen bir ses duyar. Ertesi gün birkaç molla ile yola çıkan ÅŸeyh ÅŸaban Bolu’ya geldiklerinde övgüsünü çok duyduÄŸu Hayrettin Tokadi’nin yanına gitmek ister. Gece Hayrettin Tokadi’nin dergahının yanında konaklarken, zikir sesleri iÅŸitirler. DiÄŸer mollalar zikir yapılan yere gitmek isterler ÅŸeyh ÅŸaban zikirin zincir olduÄŸunu, baÄŸlayıcı olduÄŸunu, baÄŸlanabileceÄŸini söyler. Mollalar ısrar edince zikir yapılan yere giderler. Zikir bitince diÄŸer mollalar dergahtan ayrılırken ÅŸeyh ÅŸaban ayrılmaz geceyi orada geçirir. Ertesi gün Hayrettin Tokadi’nin elini öperek dergaha girer ve 12 yıl dergahta hem eÄŸitim görür hem hizmet eder. ÅŸeyh ÅŸaban’ın Halveti tarikatın bir üyesi olması sonradan kendi kolunu oluÅŸturmasının baÅŸlangıcı bu efsane ile anlatılır.
Efsane 2 : ÅŸeyh ÅŸaban’ın Kastamonu’ya geliÅŸi de baÅŸka bir efsaneyle anlatılmaktadır. ÅŸeyh ÅŸaban Hayrettin Tokadi Efendi’den icazet aldıktan sonra memleketi Kastamonu’ya döner. Memleketine gelince yaÅŸlı bir çınar aÄŸacının kovuÄŸuna yerleÅŸir. Kastamonu’da oturan ısa Dede Efendi bir türlü ÅŸehire gelmesini saÄŸlayamaz. Yıllarca bu kovukta yaÅŸadıktan sonra, ısrarlara dayanamayarak kovuktan çıkıp kente yönelir. Çınar da arkasından yürür. Bunun üzerine ÅŸeyh ÅŸaban “Oldu mu ya oldu mu ya? Ben ki bunca zaman sürdürdüğüm manevi sefaya seni de ortak ettim. YaÅŸadığım güzellikleri seninle paylaÅŸtım. Sen de ÅŸimdi benim gizlerimi ele veriyorsun” diye aÄŸaca sitem eder. AÄŸaç oldÄŸu yerde kalır. ÅŸeyh ÅŸaban da Seyit Sünnet Mescidine yerleÅŸir.
Başka bir efsane ye göre Hz.Hızır, Seyit Sünneti Efendiye vefatından 40 yıl sonra yerine oturacak bir evliyanın geleceğini müjdelemiştir. Kastamonu halkı çınar kovuğunda yaşayıp ibadetle vaktini geçiren ve keramet ehli olduğu belli olan bu zatın müjdelenen evliya olduğunu anlamıştır.
Efsane 3: ÅŸeyh ÅŸaban’ın öğrencilerinden olan Muhyiddin Efendi’nin anlattığı rivayet edilen bir efsaneye göre, ÅŸeyh ÅŸaban öğrencileriyle ders yaparken bir adam huzuruna gelir. “Efendim, yol üzerinde bir deÄŸirmenimiz vardı. Bir arkadaşımla deÄŸirmenini taşını deÄŸiÅŸtirecektik. Yeni taşı kaldırdık tam koyacakken derenin dibine yuvarlandı. Dereden tekrar çıkarıp yerine koymamız mümkün deÄŸildi. Çünkü taÅŸ çok ağırdı. Ne yapacağımızı düşünüp dururken, hatırımıza siz geldiniz ve –YetiÅŸ ey ÅŸaban-ı Veli Hazretleri, diye imdat istedik. O an bir el deÄŸirmenin taşını aÅŸağıdan aldığı gibi getirip yerine koydu. ışte orada gördüğüm el ile bu öptüğüm el aynı eldir” demiÅŸtir.
Efsane 4 : ÅŸeyh ÅŸaban’ın öğrencilerinden Mehmet Efendi’nin anlattığı rivayet edilen bir efsaneye göre, Horasan evliyalarından biri, üç öğrencisine Anadolu’da ÅŸeyh ÅŸaban isimli bir evliyanın yaÅŸadığını ve gidip ondan feyz almaları gerektiÄŸini söyler. Yola çıkan derviÅŸler Kastamonu’ya yaklaşırken, ÅŸeyh ÅŸaban kendi derviÅŸlerini yanına çağırıp onlara bir ayna verir ve Horasan’dan gelen üç derviÅŸi yolda karşılamalarını ve aynayı onlara vermelerini söyler. Kastamonu’dan yola çıkan derviÅŸler bir süre sonra, Horasan’dan gelen derviÅŸler ile karşılaşırlar ve onlara ÅŸeyh ÅŸaban’ın armaÄŸanı aynayı verirler. Aynayı her alan derviÅŸ aynaya baktığında ÅŸeyh ÅŸaban’ın tebessüm ederek kendilerine baktığını görür. Bunun üzerine Horasan’dan gelen derviÅŸler biz göreceÄŸimizi gördük, anlayacağımızı anladık, ÅŸeyh ÅŸaban’ın teveccühlerine kavuÅŸtuk diyerek, Kastamonu’ya gelmeden geri memleketlerine dönerler.
Efsane 5 : ÅŸeyh ÅŸaban Veli’nin yanına bir gün bir fakir gelir. Çok fakir olduÄŸunu, bir eÅŸeÄŸinin olduÄŸunu onun da öldüğünü söyler. Çocuklarının geçimini temin edecek hiçbir ÅŸeyin kalmadığını, namerde muhtaç olmak istemediÄŸini söyler. Bunun üzerine ÅŸeyh ÅŸaban elini açarak Tanrı’ya bu fakirin dileÄŸinin gerçekleÅŸip, geçimini temin edecek yolun bulunması için dua eder. Duanın bitiminde dergahın kapısı açılır ve atın üzerinde bir adam yedeÄŸinde bir katırla içeri girer. ÅŸeyh ÅŸaban’a yedeÄŸinde katırı hediye etmek istediÄŸini söyler. ÅŸeyh ÅŸaban da fakire dönerek. Tanrı ölen eÅŸeÄŸin yerine daha iyisini hediye etti. Bu katır senin der. Olayın ne olduÄŸunu anlamayan adama fakirin durumu anlatılınca, adam aslında katırı yarın getireceÄŸini, ama içinden bir sesin mutlaka bugün götürmesi gerektiÄŸini söylediÄŸini anlatır. Böylece fakir adam geçim kaynağı olacak bir katıra kavuÅŸmuÅŸtur. (K3, K11, K12)
Efsane 6 : Kürekçi Mustafa isminde birinin başından geçtiÄŸi rivayet edilen bir efsanede, kürekçi 1200 akçe birine borçlanmıştır. Ne kadar çalışsa da kazancı bu borcu ödemeye yetmemektedir. Bunun üzerine bir türbeye gidip burada dua edip borçlarından kurtulmayı diler. Türbeden çıkışta aklına ÅŸeyh ÅŸaban’a gitmek gelir. Dergaha gelir, ÅŸeyh ÅŸaban’ın huzuruna çıkar, ÅŸeyh ÅŸaban yalnızdır. ÅŸeyh ÅŸaban kürekçiyi görünce oturduÄŸu minderin altını göstererek buradaki akçeleri almasını söyler. ÅŸaşıran kürekçi minder altındaki akçelerden bir miktar alınca, ÅŸeyh ÅŸaban tamamını almasını söyler. Oradaki akçelerin tamamını alan kürekçi, dua ederek huzurdan çıkar. Dışarı çıkıp akçeleri saydığında tam borcu olan miktar kadar olduÄŸunu görür. Hemen borcunu öder ve o günden sonra da hiç borçlanmaz (K14, K15).
Efsane 7 : Murat Halife ismindeki bir imam bir gün dergaha gelir. O sırada öğrencileri ile sohbette olan ÅŸeyh ÅŸaban’ın konuÅŸmalarını dinler. Çok etkilenir. Bir an ÅŸeyh ÅŸaban’ın başını caminin kubbesi büyüklüğünde görür. Hemen yaklaşıp ÅŸeyh ÅŸaban’ın elini öpmeye baÅŸlar ve dizinin dibine oturur. Öğrencilerden biri yanındakine, niye hocamızın elini durup durup öpüyor acaba diye sorunca, diÄŸer öğrenci gönül gözü açıldı da ondan. Ya hocamızın başının ArÅŸ-ı âlaya deÄŸdiÄŸini görse zevkten mahvolurdu demiÅŸtir (K12,K18).
Efsane 8: Anlatılan bir baÅŸka efsaneye göre, ÅŸeyh ÅŸaban bir yıl kendine ait bir odada halvete girerek günlerce dışarı çıkmamış. O sıralarda da Hac mevsimiymiÅŸ. Kastamonu’dan bir kiÅŸi de Hac görevini yerine getirmek için Kabe’ye gitmiÅŸ, görevini yerine getirip memleketine döneceÄŸim zaman çok hastalanmış. Uzun zaman hasta yatmış, bir türlü iyileÅŸip de memleketine dönememiÅŸ. Memleket hasretiyle yanıp tutuÅŸtuÄŸu bir an, yanına biri gelerek hacının aÄŸlama nedenini sormuÅŸ. Sıkıntıyı öğrenince, -Kabe’nin Hanifi mihrabının yanında beÅŸ vakit namaz kılıp kaybolan biri vardır. Oraya git ve onu bul. Bulunca da ellerine yapış derdini anlat. Kendisini gizlerse de sen ısrarla derdine çare olmasını iste- demiÅŸ. Hacı peki diyerek Hanefi mihrabının yanına gitmiÅŸ. Namaz kılarken dikkatle etrafını kontrol etmiÅŸ. Bir ara memleketinden tanıdığı ÅŸeyh ÅŸaban’ı görmüş, namazdan sonra yanına giderim diyerek, hem namazını kılmış hem derdine derman olacak kiÅŸinin kim olduÄŸunu anlamaya çalışmış. Namaz bittikten sonra ÅŸeyh ÅŸaban’a baktığında onun kaybolduÄŸunu görmüş. O zaman, aradığı kiÅŸinin ÅŸeyh ÅŸaban olduÄŸunu anlamış. Bir sonraki namazda, yine aynı yerde ÅŸeyh ÅŸaban’ı görünce hemen yanına gidip derdini anlatmış çare olması için yalvarmış. ÅŸeyh ÅŸaban sırrının açığa çıkmasından korktuÄŸunu dile getirince, hacı sır saklayacağına yemin etmiÅŸ. ÅŸeyh ÅŸaban namazdan sonra kimsenin bulunmadığı bir yerde görüşerek hacının gözlerini kapatmasını söylemiÅŸ. O zat gözlerini açtığında kendisini Kastamonu’da evinin kapısında bulmuÅŸ (K14, K15).
Efsane 9 : ÅŸeyh ÅŸaban Veli kalabalık arasına çıkmayı sevmezmiÅŸ. Daha çok uzlette yaÅŸayan, vaktini ilimle, ibadetle ve öğretmekle geçirirmiÅŸ. Halvete girdiÄŸi dönemlerde bir dostu ona yemek getirirmiÅŸ. Birkaç gün dostu ÅŸeyh ÅŸaban’a yemek getirmeyi unutmuÅŸ. Aklına geldiÄŸinde bin bir üzüntüyle ÅŸeyhin yanına koÅŸmuÅŸ yemek getirip özür dilemiÅŸ. Bu durumdan hiç ÅŸikayetçi olmayan ÅŸeyh yemek gelmediÄŸi günlerde fare yiyeceklerinin artıklarıyla beslendiÄŸini, onların da hepsini fareler de aç kalmasın diye yemediÄŸini Allah’a hamd ederek anlatmış.
Efsane 10 : ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli Hazretleri’nin türbesinin bahçesinde akan suyun zemzem tadında olduÄŸunu inanılmaktadır. Bunun için Hicaz’daki zemzem kuyusundan Kastamonu’ya, ıstanbul’a, Bolu’ya, Bursa’ya, Buhara’ya, Semerkand’a, Endülüs’e ve Fas’a uzanan görünmeyen kanallar olduÄŸuna inanılmaktadır. Zem zem olarak kabul edilen bu suyu ÅŸifa olması niyetiyle konuÅŸamayan çocuklara içirildiÄŸi gibi, yeni doÄŸan çocuÄŸun aÄŸzına da ilk giren ÅŸeyin zem zem olması isteÄŸiyle bu sudan damlatılmakta, ölmekte olan kiÅŸinin aÄŸzı zem zemli gitsin diye yine aÄŸzına bu sudan damlatılmaktadır (K1, K19).
Efsane 11 : Efsaneye göre ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin yedi kardeÅŸi vardır. ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli bir gün eline yedi taÅŸ alır ve bu taÅŸları deÄŸiÅŸik yönlere doÄŸru atar. Her taşı atışında da bir kardeÅŸin ismini söyler. Böylece hangi taÅŸ atılırken hangi yöne gidip düşmüşse, ismi söylenen kardeÅŸ oraya yerleÅŸmiÅŸ, halka kerametlerini göstermiÅŸtir. Yörede ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli kadar tanınan Ilgaz Dağı eteklerini mesken tutan Benli Sultan, TaÅŸköprü’ye yerleÅŸip bir gün taÅŸla sohbet ederken coÅŸup taşı hamur gibi sıkan ve taÅŸta parmak izlerini bırakan Abdal Musa bu kardeÅŸlerde ikisidir (K1).
Efsane 12 : ınanışa göre kötü yolda olan, bundan içten içe vicdani rahatsızlık duyan kiÅŸiler rüyalarında ÅŸeyh ÅŸaban-Veli’yi görmektedirler. Rüyalarında ÅŸeyh ÅŸaban-Veli onları türbesine çağırmakta ve doÄŸru yola girmeleri gerektiÄŸini söylemektedir. Özellikle ahlak dışı yollarla geçimini saÄŸlayan kadınlar ile hırsızlar ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’yi rüyalarında görmektedirler. Rüyayı gören kiÅŸi türbeye gelip tövbe etmekte ve inanışa göre türbenin bahçesinde akan zem zem suyunu eve götürüp, bu suyla yıkandıktan sonra annelerinden yeni doÄŸdukları gibi günahsız olmaktadırlar (K1, K6, K8).
Efsane 13: Kastamonu’daÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli ile ilgili inanışların içinde en önemli yeri, türbenin hayatın önemli aÅŸamalarında ziyaret edilmesidir. Bu inanış nedeniyle ÅŸehirde sünnet olacak çocuklar ilk olarak türbeye getirilip, dua ettirilmekte sonra sünnet edilmektedir. Evlenecek çiftler de düğün günü türbeyi ziyaret ederek burada evliliklerinin saadet içinde geçmesi için dua etmektedirler. Bunların yanı sıra askere gidecek, üniversite okumak için ya da iÅŸ için baÅŸka ÅŸehire gidecek gençler de yola çıkmadan önce türbeye gelerek dua etmekte ondan sonra yola çıkmaktadırlar. Bu nedenle özellikle yaz aylarında hafta sonları türbede sünnet çocukları ile gelin ve damat görmek mümkündür. Yörede hayırlı baÅŸlanacak her iÅŸten önce ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’yi ziyaret edip dua etmek, bir büyüğün hayır duasını almak o iÅŸin iyi gitmesini saÄŸlamak demektir ÅŸeklinde inanılmaktadır (K9,K22,K23, K24, K25, K26)
Efsane 14 : Mehmet Bey, bir kış günü Çankırı’dan Kastamonu’ya düğünden dönerken daÄŸda kardan, buzdan arabası çalışmaz, karısıyla birlikte daÄŸ başında yolda mahsur kalır. Araba tamirinden çok fazla bir ÅŸey anlamamakla birlikte Mehmet Bey epeyce uÄŸraşır arabayı çalıştırmak için ama baÅŸarılı olamaz. DaÄŸda cep telefonu da çekmediÄŸi için kimseye ulaÅŸamaz. Gecenin çok geç bir saati ve buzlanma olduÄŸu için de yoldan geçen çok azdır. Geçen arabalar da kendileri fren yapamadıkları için duramamaktadır. Kendilerini çaresiz hisseden çiftten Süheyle Hanım “YetiÅŸ ya Pir” diye dua etmeye baÅŸlar. Mehmet Bey bütün olanların sıkıntısıyla son derece öfkeli bir ÅŸekildedir. Bu duaya bile çok sinirlenir “ılla dua edeceksen kurtlar kuÅŸlar bizi bu daÄŸ başında yemesin diye dua et, bu havada Pir bile türbesinden çıkıp gelmez” diye karısına çıkışır. Bir süre sonra bir araba yanlarında durur ve içinden 55-60 yaÅŸlarında Süheyla Hanım’ın tanımına göre nur yüzlü bir bey iner ve sorunu öğrenir. Sonra arabanın motor kısmını açar bir beÅŸ dakika kadar uÄŸraşır, sonra Mehmet Bey’e arabayı yavaÅŸ yavaÅŸ çalıştırın der. Mehmet Bey arabayı çalıştırır ve araba yürümeye baÅŸlar. Bunun üzerine arabayı tamir eden bey kendi arabasına biner ve her ihtimale karşı ben önden ağır ağır gideyim siz beni takip edin der. Bu ÅŸekilde Kastamonu’ya yaklaşık 5-10 km. kalana kadar giderler. Bir ara bir sis olur ve sisten çıktıklarında düz yolda olmalarına raÄŸmen arabayı bir daha göremezler. Yol buzlu olduÄŸundan hızlı gidemeyeceÄŸi için, yolda da herhangi bir sapak olmadığı için arabaya ne olduÄŸunu bir türlü anlayamazlar. Mehmet Bey ÅŸaÅŸkın ÅŸaÅŸkın “Düz yolda bir araba yok olmaz ya, uçmaz ya” diye kendi kendine söylenirken, Süheyla Hanım” o kesin Pir ya da Pir’in gönderdiÄŸi biriydi” der. Bugün hala Mehmet Bey olayı anlayamadığını ama eÅŸinin de inandığı gibi kendisinin de artık o yolda yardım eden kiÅŸinin Pir olduÄŸuna inandığını söylemektedir (K19, K20).
Efsane 15 : Fakir bir ailenin yüksek okul mezunu bir oÄŸlu vardır. Çocuk okulu bitirdikten sonra iki yıl kendine uygun bir iÅŸ bulamamış bu nedenle ciddi bir psikolojik bunalıma girmiÅŸtir. Hem okuyup da iÅŸ bulamadığına hem de çocuÄŸunun günden güne üzüntüden zayıfladığını, hastalandığını gören anne ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin türbesine gelerek burada dua edip namaz kılmış, oÄŸlunun iÅŸe girmesi için yedi Cuma gelmeye niyet etmiÅŸtir. Kadın, yedi hafta diyerek eÄŸer bu süre içinde olmazsa hem veliyi rahatsız etmem aynı konu için, hem de hayırlı olsaydı iÅŸ zaten veli onu oÄŸluma nasip ederdi diye düşünmekte ve inanmaktadır. Niyet ettiÄŸi gibi yedi Cuma gelerek burada namaz kılıp, hayırlı bir iÅŸ için dua eden kadın, yedinci Cuma günü türbeden evine geldiÄŸinde kapıyı açarken telefonun çaldığını duyar. Aceleyle telefona yetiÅŸip açan kadın, sanayi denilen yerdeki bir fabrikadan oÄŸlunu aradıklarını öğrenir. Telefondaki kiÅŸi, oÄŸlunun fabrikasındaki iÅŸe altı ay önce baÅŸvuruda bulunduÄŸunu, elemana yeni ihtiyaç duydukları için bugün aradıklarını eÄŸer iÅŸe girmediyse gelip kendileriyle oÄŸlunun görüşmesini ister. Hemen oÄŸlunu bulan kadın, fabrikaya gönderir ve oÄŸlu teknisyen olarak aynı gün o fabrikada iÅŸe girer ve üç yıldır aynı fabrikada çalışmaktadır (K18).
Efsane 16 : Duruçay (Camili) köyünden Tevfik Çelikten, yoksul bir ailenin çocuÄŸudur. Bütün zorluklara raÄŸmen okumaya devam etmiÅŸtir. Her gün köyden Kastamonu’ya yürüyerek gelip giden Tevfik Çelikten bu zor koÅŸullar nedeniyle sınıfını geçse de çok baÅŸarılı bir öğrenci deÄŸildir. En büyük endiÅŸesi lise bitince ne yapacağıdır. O kadar sıkıntıyla okuduktan sonra ÅŸehirde iÅŸ bulamayacağını düşünmekte, üniversiteye gidemeyeceÄŸini de bilmektedir. Liseyi bitirip köyde kalıp, çiftlikte çalışmak zor gelmektedir. Bütün bu sıkıntılarla her gün okula gitmeden ya da okul çıkışı ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli türbesine gidip namaz kılıp dua etmektedir. Liseyi bitireceÄŸi hafta bütün kaygıları daha da artmış halde türbeye gittiÄŸinde dua etmiÅŸ oradan okula gitmiÅŸ. Milli Güvenlik dersinde hoca “ıçinizde astsubay olmak isteyen var mı?” diye sorar. Tevfik Çelikten el kaldırır. Bunun üzerine hoca astsubaylık sınavı açıldığını baÅŸvurular için de son günler olduÄŸunu söyler isteyenlere baÅŸvuru formu verir. Sınıftan bir tek Tevfik Çelikten katılır ve baÅŸarılı olur. Bugün emekli astsubay olan Tevfik Çelikten hayatının deÄŸiÅŸmesini saÄŸlayan fırsata ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin vesile olduÄŸuna inanmaktadır (K6).
Efsane 17 : Bu efsane ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin bir hayatı nasıl deÄŸiÅŸtirdiÄŸini anlatmaktadır. Efsaneye anlatan bizzat olayı yaÅŸayan kiÅŸinin kendisidir. Kastamonu merkezinde yaÅŸayan bir çiftin otuz yıllık evlilikleri süresinde bir çocukları olmamış yıllarca çocuk özlemiÅŸ çekmiÅŸtir. Bir gece kadın bir rüya görür. Bu rüyada ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli kadının yanına gelmiÅŸ saçını okÅŸamış “Kızım üzülme senin ocağını tüttürecek çocuk TaÅŸköprü’nün ............köyünde, ........anne ile .........babanın çocuÄŸudur. ÇocuÄŸun ismi de ÅŸudur. Gidin onu alın evlat bilin, sizin evladınız olsun” demiÅŸtir. Sabaha uyandığında kadın, hala rüyanın etkisindedir. Bunu kocasına anlatır. Kocası eÄŸer ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli söylediyse öyle bir köy ve orada bizim çocuÄŸumuz mutlaka vardır der. Aynı sabah TaÅŸköprü’nün .........köyünden 8 çocuklu bir kadın da pazara satmaya mal getirir. Fakir bir kadındır geçimini küçük bahçesinde yetiÅŸtirdiklerini satarak saÄŸlamaktadır. O gün pazarda malını sattıktan sonra ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin türbesine gelerek burada namazını kılar. Yorgunluktan namaz sonrası türbenin duvarını dayanmış dinlenirken içi geçer ve uyur. Kadın da rüyasında ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’yi görür. Veli rüyasında kadına en küçük kızının evlatlık verilmesi gerektiÄŸini yoksa bu dünyadaki kısmetinin bittiÄŸini, üç gün içinde evlatlık verilip baÅŸka bir ocağın bacasını tüttürmezse öleceÄŸini söyler. Kadın rüyada eÄŸer ölecekse evlatlık vermeye razıyım der. ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli kadına rüyasında evlatlık vereceÄŸi konusunda kadına yemin ettirir. Tam kime evlatlık vereceÄŸini söyleyeceÄŸi an türbede bir çocuk aÄŸlar ve kadın uykudan uyanır. Böylece kime vereceÄŸini öğrenemez. Gördüğü rüyayı nasıl yoracağını bilemeyen kadın, hemen müftüye gider rüyayı anlatır, ne yapması gerektiÄŸini sorar. Rüyayı baÅŸtan sona dinleyen müftü rüyada gördüğü ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin görüntüsüne ve söylediklerine dair birkaç soru sorar ve rüyadaki kiÅŸinin ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli olduÄŸuna kanaat getirir. Bunun üzerine kadına, çocuÄŸunu evlatlık vermesi gerektiÄŸini, bunun ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin aracılığıyla Tanrı’nın isteÄŸi olduÄŸunu söyler. Özellikle evlatlık verilmezse üç gün içinde öleceÄŸi düşüncesi kadını çok korkutmuÅŸ. Fakat kadın kime kızını götürüp evlatlık vermesi gerektiÄŸini bilmediÄŸi için, kapı çalınıp da “Bu kızı evlatlık alın yoksa ölecek denmez” diye düşünmektedir. Bunun için ne yapacağını bilmemektedir. Müftü kadının evine gitmesini, çocuÄŸun kısmetinin çocuÄŸu bulacağını söylemiÅŸ. EÄŸer üç gün içinde bir aile gelip evlatlık almazsa, kadının kızı ile birlikte türbeye gelip, buradaki zem zem suyuyla yıkanıp tövbe etmesini, kısmeti bulamadığını ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’ye söylemesi gerektiÄŸini zaten bu durumu ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin bileceÄŸi ve anlayacağı için kadına anlayış göstereceÄŸini söylemiÅŸ. Kadın endiÅŸe, ÅŸaÅŸkınlık ve telaÅŸ içinde köyüne gitmiÅŸ. Üç gün sonra, çocukları olmayan aile rüyalarında kendilerine söylenen köye gelerek doÄŸru muhtarın yanına gidip, .......isimli ailenin evi nerede diye sormuÅŸ. Muhtar bu çifti alarak çocuÄŸun evine getirmiÅŸ. Kapı çalınıp da kadın kapıyı açtığında kapıda tanımadığı bir erkekle kadını gören anne çocuÄŸunu evlat edinecek ailenin geldiÄŸini anlamış. Çocukları olmayan aileden kadın gördüğü rüyayı, çocuÄŸun annesi de kendi gördüğü rüyayı anlatmış. ÇocuÄŸun annesi hiçbirÅŸey sormadan, nerelisiniz, kimsiniz demeden kızının eÅŸyalarını bir bohça yapıp aileye vermiÅŸ kızının da elinden tutarak kadının kucağına götürmüş. ÇocuÄŸun annesi eÄŸer kadına ve erkeÄŸe nerelisin kimsin diye sorarsam ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’yi gücendiririm. O benim iyi ailedir sözüme güvenmedin mi diye düşüneceÄŸi endiÅŸesi bir de yeri ve ailenin kim olduÄŸunu tam olarak bilirse evlat hasretiyle bir gün verdiÄŸine piÅŸman olup gidip alırım o zaman da çocuÄŸum ölür endiÅŸesiyle hiç bir ÅŸey sormamış. ÇocuÄŸu olmayan aile kızı bir yaşında alıp Kastamonu’ya evlerine getirmiÅŸler ve öz evlatları olarak kabul edip yetiÅŸtirmiÅŸler. Nüfus kağıdı olmamasına raÄŸmen okutmuÅŸlar. Fakat çocuktan nasıl evlat edindikleri gerçeÄŸini saklamamışlar. Kız on beÅŸ yaşına gelince aile kendilerinin artık iyice yaÅŸlandığını, ölürlerse mallarını kızlarına veremeyecekleri için mahkeme kararıyla evlat edinmeleri gerektiÄŸini bunun için nüfusun çıkması gerektiÄŸini, ayrıca evlilik çağı gelip isteyenler de çok olduÄŸu için evlilik için de nüfus cüzdanı gerektiÄŸinden köye giderek kızın öz annesini bulup mahkemeye getirmiÅŸler ve mahkeme kararıyla evlat edinmiÅŸler. Kız sadece o gün görmüş öz annesini. Öz annesi mahkemeden kısa bir süre sonra ölmüş. Kız o gün kendinin yedi kardeÅŸi daha olduÄŸunu onların nerede yaÅŸadıklarını öğrenmiÅŸ. O günden sonra kardeÅŸleriyle görüşmeye baÅŸlamış. On altı yaşında da kız evlenmiÅŸ bugün MuÅŸ’ta öğretmenlik yapan bir kızı ve teknisyen olarak fabrikada çalışan bir oÄŸlu var. Kız evlendiÄŸi günden bu güne kadar hemen her Cuma ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’nin türbesine gelerek şükür namazı kılmaktadır. “EÄŸer ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli benim annelerimin rüyalarına girerek benim evlatlık verilmemi saÄŸlamasaydı bugün ya ölmüştüm ya da köyde çok periÅŸan yoksul biri olarak yaÅŸayacaktım. Ha öz ailemdem 16 yaşında gelin çıkmışım ha 1 yaşında gelin çıkmışım. Ben bugünümü ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’ye borçluyum” demektedir (K18).

Tarihin renkli ve zengin izlerini evlerinden, nakışlarına, ÅŸehrin sokaklarından, türbelerine kadar koruyan Kastamonu bugün açık hava müzesi ÅŸeklinde bir ÅŸehirdir. Bu tarihi doku içinde yaÅŸamını sürdüren Kastamonu halkı ise tarihe saygısını davranışlarıyla göstermekte, bilimsel olmayan konulardan ve yaklaşımlardan uzak durmaktadır. Kastamonu’da hemen her sokakta rastlayacağımız türbelerin avlusundaki aÄŸaçlarda, buralara baÄŸlanan bezden, çaputtan, yakılan mumlardan iz yoktur.
Yöre halkı bunların batıl itikatlar olduÄŸunu ve ıslamiyetin içinde yer almadığına inanmaktadır. Birkaç türbede çeÅŸitli batıl davranışlar görülse de bunlar yaygın olarak inanılmadığından genel inancı oluÅŸturmamaktadır. Özellikle “ÇiÅŸ Türbesi” diye bilinen türbeye gelip burada bez baÄŸlanması ya da gece yataÄŸa iÅŸeyen çocukların getirilerek iÅŸetilmesi yöre halkı tarafından burada yatan veliye saygısızlık ve cahillik olarak kabul edilmektedir.
Bu tür batıl davranışların çaresizlik içindeki cahil insanlar tarafından yapıldığı söylenmektedir. Veli dolayısıyla türbe yönünden son derece zengin olan yörede, adak kurbanı kesilmesi, türbeye adakta bulunup dilek olunca bir eşya alınması, mum yakılması, ziyarette uyunması çok nadir görülen olaylardandır.
Bu konuyla ilgili her türbenin duvarında dinin içinde bu tarz batıl inançların olmadığını belirten yazılar asılıdır. Yöre türbelerinde yatanlar bir din büyüğü kabul edildiÄŸi gibi, ailenin de en büyük kiÅŸisi gibi saygıyla kabul edilmektedir. Bu saygı ve inanç, yapılacak her iyi bir olayın baÅŸlangıcında aile büyüklerinin elini öpüp, hayır duasını aldıktan sonra en yakın türbeye özellikle ÅŸeyh ÅŸaban-ı Veli’ye giderek onun da hayır duasını almak ÅŸeklinde kendini göstermektedir.
Türbelerde yapılan inanç pratikeri, Kur’an okumak, dua etmek, namaz kılmak ÅŸeklindedir. DileÄŸi bulunanlar bu pratikleri yaparak isteklerini dile getirmekte, bu din büyüğünün huzurunda Tanrı’dan istemektedirler. Yörede derlenen efsaneler de türbelere, velilere saygının ne derece büyük olduÄŸunu göstermektedir. Burada derlenen efsanelerin önemli çoÄŸunluÄŸu anlatıcı kiÅŸinin kendi başına gelenlerdir. ıkinci, üçüncü ÅŸahıslardan duyularak anlatılan efsaneler çok azdır.
Türbelerin çoÄŸunda yatan velilerin tarihsel geçmiÅŸleri hakkında kaynaklara rastlanmaktadır. Bu nedenle yapılan çalışmada “Makam” niteliÄŸinde çeÅŸitli efsanelere, inançlara dayandırılarak yapılan türbeye rastlanmamıştır. Daha önce Adana yöresinde yapılan bir çalışmada türbelerin daha çok makam niteliÄŸinde olduÄŸu burada batıl pratiklerin çok yaygın olarak uygulandığı görülmüştür. Mukayese yapıldığında bu yörede batıl pratiklerin az olma nedeni yörenin sanayi ve tarım da dışarıdan işçi getirtecek kadar geliÅŸmiÅŸ olmaması dolayısıyla yörenin farklı kültür yapısıyla, etnik yapıyla harmanlanmamış olması olabilir (Çağımlar,1994:3).
Geçmişin din alimlerinin mekanı olan, bugün de onların türbeleri ile bu özelliğini koruyan evliyalar şehri Kastamonu evliyalarına batıl itikatlardan ve pratiklerden olabildiğince uzak durup, onları saygıda kusur edilmeyecek, hala koruyucu ve kollayıcılıklarını ihtiyacı olan kişilerin üzerinden eksik etmeyen büyükler olarak kabul etmektedir. Batıl pratiklerden uzak olsa da inancın içinde köklü bir yere sahip efsaneler bu velilerin isimlerinin yaşarlılığını ve ünlerinin yaygınlığını sağlamakta, gerçeğin inançla buluştuğu noktada yer alan efsaneler Kastamonu türbelerinin anlatıları olarak dilden dile, zamandan zamana aktarılmaktadır.

DıPNOTLAR:
1. Besim Darkot; ıslam Ansiklopedisi “Kastamonu” Maddesi, Milli EÄŸitim Bakanlığı Yayınları, ıstanbul-1940, C.6
2. ılhan ÅŸahin; ıslam Ansiklopedisi “Kastamonu” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, ıstanbul-2001, C.24
3. http://www.kastamonu-ilkontrol.gov.tr/kastamonu.htm.
4. http://www.karadenizfm.com/html/il_kastamonu.htm
5. Saadet Özen; Kastamonu Zamanlar Yumağı, Atlas Dergisi, Dogan Burda rizzoli Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.ş., ıstanbul-2000, S.93
6. Ferit Devellioğlu; Osmanlıca-Türkçe Sözlük, Doğuş Matbaası, Ankara-1962
7. Ahmet Yaşar Ocak; Türk Halk ınançlarında Evliya Menkabeleri, Başbakanlık Basımevi, Ankara-1984
8. Zekiye Çağımlar; Adana Yöresi Yatır-Ziyaret ve Ocaklarla Bunlara Bağlı Anlatılan Efsaneler, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Adana-1994
9. Hamiyet Duran; http://www.hbektas.gazi.edu.tr/ozduran.htm
10. Ahmet Yaşar Zengin; Kastamonu Velileri, Çetin Matbaacılık, Kastamonu-2003
11. ınanç Turizmi Gezi Rehberi, Kastamonu Belediye Başkanlığı-Hz.Pir şeyh şaban-ı Veli Kültür Vakfı Başkanlığı, 2000
12. Fazıl Çiftçi; Kastamonu Camileri-Türbeleri Ve Diğer tarihi Eserler, Kastamonu Belediye Başkanlığı, Ankara-2000
13. Uğur Kebapçı; http://www.geocities.com/ugurkebapci/kastamonu/hzpir.htm
14. http://www.kastamonu.gov.tr
15. Fazıl Çiftçi; Hazreti Pir şeyh şaban-ı Veli, Hazreti Pir şeyh şaban-ı Veli Vakfı Yayınları, Kastamonu-2002
16. ılyas Yazar; http://www.linkekle.net/artdetail
17. Kemal ReisoÄŸlu; http://www.semerkand.com.tr/SAYI34/makale.html

KAYNAK KışıLER:
1. Hatice Gürel, Kastamonu-Taşköprü 1943 doğumlu, ilkokul mezunu
2. şükriye Tekeli, Kastamonu 1939 doğumlu, ilkokul terk
3. Ahmet Tekeli, Kastamonu 1935 doÄŸumlu, ilkokul mezunu
4. Süleyman Tekeli, Kastamonu 1962 doğumlu, lise mezunu
5. Abidin Demirci, Kastamonu 1953 doğumlu, , ortaokul mezunu (Aşıklı Sultan türbesinin bekçisi)
6. Tevfik Çelikten, Kastamonu 1944 doğumlu , lise mezunu
7. Ertuğrul Çelikten, Kastamonu 1964 doğumlu, lise mezunu
8. Mustafa Karamustafa , Kastamonu 1961 doÄŸumlu, lise mezunu
9. Necmi Özbay, Kastamonu 1950 doğumlu, üniversite mezunu
10. Ahmet Akbay, Kastamonu-ınebolu 1952 doğumlu, ilkokul mezunu
11. Zeynep Yılmaz, Kastamonu-Daday 1930 doğumlu, okuma yazma yok
12. Ayşe Kök, Kastamonu 1935 doğumlu, okuma y azma yok
13. Zeynep Gözen, Kastamonu 1940 doğumlu, okuma yazma yok
14. Zeynep Alış, Kastamonu-Taşköprü 1937 doğumlu, okuma yazma yok
15. Halil ........., Kastamonu-Daday doÄŸumlu, okuma yazma yok
16. Hasan........, Kastamonu-Daday doÄŸumlu, okuma yazma yok
17. Hacı Dede, Kastamonu doğumlu, lise mezunu (Karanlık Evliya Türbesinin gönüllü bekçisi)
18. Gülten ........, Kastamonu-Taşköprü 1948 doğumlu, ilkokul mezunu
19. Emine Sönmez, Kastamonu-Küre 1944 doğumlu, ilkokul terk
20. Mehmet..........., Kastamonu 1950 doÄŸumlu, lise mezunu
21. Süheyla............., Kastamonu-ınebolu 1954 doğumlu, ortaokul mezunu
22. Seher Karabıyıkoğlu, Kastamonu 1980 doğumlu, lise mezunu
23. Harun Karabıyıkoğlu, Kastamonu 1975 doğumlu, lise mezunu
24. Atakan Karabıyıkoğlu, Kastamonu 1976 doğumlu, lise mezunu
25. Bülent Karamustafa , Kastamonu 1980 doğumlu, üniversite öğrencisi
26. ıbrahim Hacak, Kastamonu 1960 doğumlu, üniversite mezunu

 

Sponsorlarımız

Sponsor Firmalar

CantaÅŸ Halı Yıkama    

Üye Girişi / Üye Kayıt